ABD’nin motor darboğazı ve havacılığımız için erken uyarı

ABD’nin yaşadığı geniş ölçekli motor imalat ve tedarik krizi, Türkiye’nin yürüttüğü milli jet motoru projeleri için hayati ve kritik dersler barındırmaktadır.
ABD’nin yaşadığı problem aslında bize şunu gösteriyor: Motor geliştirmek kadar, motorun sanayileştirilmesi de stratejik bir yetenektir.
TF35000 gibi bir motorun prototipini çalıştırmak başka, onu yıllarca seri üretmek bambaşka bir iştir.
ABD’nin ve dünya devi üreticilerin (GE, P&W) düştüğü bu tuzak; bir jet motorunun kaderini belirleyen asıl unsurun Teknoloji Olgunluk Seviyesi ile İmalat Olgunluk Seviyesi arasındaki dengede yattığını gösteriyor.
Bugün “motor milli olacak” dediğimizde yalnızca tasarımın Türkiye’de yapılması aklımıza gelmemeli.
Nikel bazlı süper alaşımlar, titanyum alaşımları, yüksek sıcaklık malzemeleri, renyum, tungsten, tantal, hafniyum gibi kritik malzemeler; bunların rafinasyonu, alaşımlandırılması, dökümü, dövülmesi, tek kristal olarak üretimi ve kaplanması da aynı bağımsızlık zincirinin parçalarıdır.
Dolayısıyla, ABD tecrübesi, kağıt üzerinde kusursuz çalışan veya prototip aşamasını geçen bir motorun, seriye geçişte farklı fiziki darboğazlar nedeniyle tıkandığını gösteriyor.
Üretimin sadece ana üretici seviyesinde değil, entegre bir alt sanayi ağıyla desteklenmesinin şart olduğu görülüyor.
Nikel ve titanyum esaslı süperalaşımları işleyebilecek Tier-2 ve Tier-3 seviyesinde döküm, dövme ve özel kaplama tedarikçilerinin kamusal stratejilerle eş zamanlı büyütülmesinin önemini anlıyoruz.
Tedarik zinciri esnekliği ve stratejik hammadde bağımsızlığının ne kadar önemli olduğunu görüyoruz.
Üstelik burada Çin faktörü de önem kazanıyor.
Kritik mineraller
Kritik minerallerde madeni çıkarmak yeterli değildir, havacılık sınıfı malzemeye dönüştürmek gerekiyor.
ABD’nin dahi nikel/titanyum tedarikinde ve nadir toprak elementlerinde yaşadığı darboğazlar, milli motorlarımızın üretiminde kritik hammadde stok yönetiminin ve alternatif üretim yöntemlerinin tasarımın ilk gününden itibaren sürece dahil edilmesini zorunlu kıldığını değerlendiriyorum.
Ayrıca, ABD’nin F135 motorlarında yaptığı gibi test aşamaları tamamlanmadan seriye geçiş zorlamalarının nasıl yaşam döngüsü maliyetlerini katladığını ve kalite kontrol krizlerine yol açtığını açıkça görüyoruz.
Milli projelerimizde test ve kalifikasyon süreçlerinden taviz vermeden ilerlemenin, uzun vadede filonun harbe hazırlık oranları ile doğrudan ilişkili.
Kısacası, TF35000’in ilk motorunu başarıyla çalıştırdığımız gün “motor bağımsızlığı tamamlandı” demek hata olur!
Asıl sınav bundan sonra başlayacak:
100 motor üretilebilir mi?
Kritik alaşımın tedarikçisi kapanırsa alternatifimiz var mı?
Renyum veya başka bir kritik girdinin ihracatı kısıtlanırsa ne yapacağız?
Savaş zamanı motor üretimini hızlandırabilir miyiz?
Dolayısıyla ABD’nin yaşadığı problem bizim için stratejik bir uyarıdır.
Gerçek motor bağımsızlığı, motoru çalıştırmak değil; gerektiğinde 1000incisini de üretebilmektir.









