Türk hava sahasında Amerikan küstahlığı

Birinci Körfez Savaşı (Çöl Fırtınası Harekâtı), Irak’ın 2 Ağustos 1990’da Kuveyt’i işgal etmesinden sonra, ABD öncülüğünde oluşturulan koalisyon gücünün, Irak’a karşı 17 Ocak 1991’de başlattığı askerî harekâttı. Bu harekâtın ilk günlerinde, Van Gölü civarında yaşanan bir olay, dost-düşman tanıma prosedürlerinin ne kadar önemli olduğunu bir kez gösterdi… 2012’de basılan “Viper Pilot” kitabının yazarı, ABD Hava Kuvvetleri’nden emekli, Pilot Yarbay Dan Hampton’ın yazdıklarını birlikte okuyoruz…

19 Ocak 1991, Musul-Kuzey Irak
“O sabah masmavi gökyüzü, yüzlerce millik açık bir görüş sağlıyordu. KC-135 tanker uçakları arkamızda, Türkiye’nin doğusunda, karlarla kaplı dağların üzerinde geniş daireler çiziyorlardı. Önümüzde yukarıda, yaklaşık 30.000 feet yükseklikte ise, güneye doğru yol alan F-15C avcı kollarının bıraktığı izleri görüyorduk. Havalanma cesaretini gösteren Mig’lerle ilgileneceklerdi.
“Wild Weasel” (1) görevli kolumuz dört uçaktan oluşuyordu: İki F-4G ve iki F-16C. “Fluid four” dediğimiz kol düzeninde uçuyorduk. Ben 1,5 mil solumdaki F-4’ü takip ediyordum. Bizim 1 mil önümüzdeyse diğer F-4/F-16 ikilisi uçuyordu. Bu düzen, uçaklar arasında manevra yapmayı kolaylaştıracak yeterli bir alan sağladığı gibi, düşmanın hepimizi aynı anda görmesini zorlaştıran, ideal bir muharebe düzeniydi.

E-3 AWACS’tan gelen bilgiye göre 150 başta, kuzeye yönelen üç ayrı haydut (bandit) grubu vardı; yani tanımlanmayan düşman uçakları. Bu duruma göre, uçaklar bize doğru geliyordu.
F-15C Eagle kolunun lideri sakince “Anlaşıldı” dedi. Afterburner’larını yakıp Mig’leri karşılamak üzere güneye doğru hızlandılar. Büyük bir kıskançlıkla “Şanslı hergeleler” diye iç geçirdim. Gerçi biz de az sonra kendimize yetecek kadar muharebe yaşayacaktık. Musul civarında konuşlanmış karadan-havaya füze (SAM – Surface to Air Missile) bataryalarının menziline girmek üzereydik.
Bölgeye giren F-15’lerin kendi aralarında yaptıkları konuşmaları ve karşıdan gelmekte olan Irak uçaklarını nasıl paylaştıklarını duyuyorduk. F-15’ler önce hangi hedefleri vuracaklarını belirliyordu. Kısa bir süre sonra F-15 kolunun lideri kendisine kilit atıldığını söyledi. Derken, önümüzdeki kol, SA-2 (Rus yapımı karadan-havaya atılan radar güdümlü füze) uyarısı aldı. O sırada bir yerlerde uçan EF-111’in yaptığı çağrı duyuldu: “Music on”. Yani EF-111, elektronik karıştırma sistemlerini çalıştırmıştı.
Eğlence başlıyor
SAM’lar teker teker gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. Önümüzdeki F-4/F-16 kolu AGM-88 HARM füzelerini atmaya başladı. Telsizden “Magnum SA-2” çağrısı duydum. Büyük bir dikkatle, çağrı adı “Orca” olan liderimin F-4’ünü takip ediyordum. Onun da bir HARM ateşlediğini gördüm. Sıra bana geliyordu. RWR (Radar Warning Receiver – Radar İkaz Alıcısı) ekranımda “2” ve “3” sembollerini gördüm ve atış için hazırlıklarımı tamamladıktan sonra ilk füzemi ateşledim.

Kırmızı düğmeye basmama rağmen, birkaç saniye hiçbir şey olmamış gibi hissettim. Derken sol kanat altımdaki füze vahşice bir sarsıntıyla lançerden fırladı ve önce havaya doğru yükseldi, sonra hedefe doğru dalışa geçti.
Bu arada F-15’ler, havada patlayan Mig’lerden ve gökyüzüne yükselen SAM’lerden bahsediyordu. Bazı bombardıman kolları hava tehdidi yüzünden bombalarını jettison (2) etmiş, hava-hava moduna geçmişlerdi.
Birden telsizde “Dikkat, arkanızda” diye bir ses duydum. Gözlerim yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Sakin kalmaya çalışarak gökyüzünü taradım. Radarımı hemen hava-hava moduna geçirdim. Acaba taarruz paketlerinin arasında Mig’ler mi sızmıştı?
Sonra meseleyi anladım. Hayatlarında hiç HARM füzesi ateşlendiğini görmemiş bazı F-15 pilotları, bunları havadan-havaya atılan füze zannedip paniğe kapılmıştı. Bu anlaşılabilir bir durumdu. Barış zamanı bu füzelerden hiç ateşlememiştik ki!
Liderim Musul civarında bir hava üssüne doğru yönelip son HARM füzesini ateşledi. O sırada bu üsse taarruz eden F-16 kollarını altımda gördüm. Her taraf uçak kaynıyordu. Derken üssün çeşitli yerlerinde 2.000 librelik Mk.84 bombalarının patlamalarını gördüm. Olağanüstü bir manzara vardı.
O anki sahneyi Orca bozdu. “Two Dogs…SA-3…Musul”. “Two Dogs” benim çağrı adımdı. Musul tarafında bir SA-3 arama radarı tespit etmişti. Benim oraya atış yapmamı istiyordu. HARM atış ayarlarımı yaptım ve son füzemi bu hedefe doğru ateşledim: “Magnum SA-3, Musul!” diye telsizden anons geçtim.
Dönüş yolunda sürpriz
Her ikimiz de füzelerimizi tüketmiş ve “Winchester” (Uçakta herhangi bir mühimmat kalmaması) olduğumuz için dönüşe geçtik. Yavaşça kuzeye doğru irtifa almaya başladığımızda sınıra doğru uçan son kol olduğumuzu fark ettim. Gerçek bir “Weasel” gibi, muharebe sahasına ilk giren ve son çıkan bizdik.
Arkamızda, halâ gökyüzüne doğru yükselen SAM izleri vardı. Ortak taarruz paketi telsiz frekansında, bir F-15 kolunun düşürdükleri Mig’ler hakkında konuştuklarını duydum. Keşke ben de bir tane düşürebilseydim!
20.000 feet irtifaya yükseldik. Kuzeye, Türkiye’ye doğru uçuyorduk. Manzara etkileyiciydi. Masmavi gökyüzü açık ve berraktı. Batıda Suriye, doğuda Zagros dağı ve ötesinde İran. Kuzeyde ise uzakta, Ağrı dağı görünüyordu. Onun da ilerisinde Sovyetler Birliği başlıyordu.
Bu güzel manzaranın keyfini çıkarırken F-4 ile aramdan ince, boruya benzer bir cisim geçti. Şaşkınlıktan bir saniyeliğine tepki veremedim. Orca ise çoktan batıya doğru dönmüş “flare” (3) atıyordu. Ben de tam aksi yöne uçağı yatırıp flare atmaya başladım. Tekrar düz uçuşa geçip aşağıya baktığımda, bölgedeki yüksek dağların tepelerine mevzilenmiş Irak birliklerinin, bizim egsoz izlerimize doğru omuzdan atılan ısı güdümlü füze attıklarını anladım.
Alınan dersler
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra alınan derslerden birini bizzat tecrübe etmiştim: Asla düz uçma. Diğer önemli dersler; rastgele irtifa değiştir ve taarruz ederken güneşi arkana al idi. Türkiye sınırını geçince kendi kendime listeye birkaç ders daha ekledim: Görünmek istemiyorsan asla egsoz izi seviyesinde uçma ve düşman bölgesindeyken asla gevşeme.
Van Gölü üzerinde daireler çizen tanker uçakla buluşmak üzere yönümüzü ayarlamışken, ben halâ olan bitenden ötürü kafamı iki yana sallıyordum. Tanrım ne sabahtı! Neyse ki artık Türkiye içindeydik. Artık göreceli olarak güvendeydik.
Türk hava sahasında tehdit
“Conan 1…pop-up, tehdit…bogey…burun 15…alçak”. Çağrıyı yapan üstümüzde uçan F-15 koluydu. Neler oluyordu?
Orca batıya keskin bir dalış yaptı. Refleks olarak ben de ondan uzağa, doğuya doğru uçağımı yatırdım. Bu, düşman uçağını ikimizden birini seçmeye zorlayacak bir manevraydı.
“Conan…konuşan Chainsaw…tekrar et”. AWACS’taki kontrolörün sesi inanılmazdı. Türkiye’deydik. Nasıl olup da bir Mig aramıza girmişti? Aman tanrım, tanker uçaklar! Mig, tanker uçaklara taarruz ediyor olmalıydı.
Radar taraması yapacak vakit yoktu, o yüzden sağ baş parmağımla hemen “Slewable Air Combat Maneuvering” moduna geçtim. Bu, radarın 10 milden az mesafedeki tehditleri tespit etmesi için ayarlanmış, hızlı reaksiyon moduydu. Radar, ne bulursa otomatik olarak kilit atacaktı.
Yukarı baktığımda F-15’lerin tehdidin olduğu yere doğru yöneldiklerini ve arkalarında iz bıraktıklarını gördüm. HUD (Head-Up Display – Baş Üstü Ekran) üstündeki işareti sola ve aşağı doğru kaydırdığımda iki F-15 taarruz için manevra yapıyordu.

“Bandit” yerine “Bogey” çağrısı yapmışlardı. Yani hedefi düşman olarak tanımlayamamışlardı. F-16 ve F-15’lerde bu tanımlamayı yapabilen değişik elektronik sistemler bulunmasına rağmen buna zaman kalmamıştı. Bu yüzden uçak gözle tanımlanana veya düşmanca bir tutum sergileyene kadar “bilinmeyen” olarak kalmıştı.
“Kilit…kilit”. Radarım beni şaşırtan bir şekilde bir kontak yakalamıştı. Gözlerimi iyice açtım. Liderle altımızdan, bir karaltı 500 knot hızla bize doğru geliyordu. Mesafe 8 mildi.

Kapattığım “Master Arm” (4) düğmesini açarak ateşe hazır konuma getirdim. Koltuk kemerinden öne doğru kaykılarak F-16’nın burnundan ileriye doğru baktım. Hedef İşaretleyici (TD: Target Designator) kutusu oradaydı, tuhaf görünüşlü bir jet, dağların zirvesinden bize doğru kayıyordu.
Tuhaf görünüşlü jet
“Conan 1 gördü…bogey…saat 10 yönünde…alçak!”
“Conan…Chainsaw…tekrar et”
AWACS ne olup bittiğini halâ anlamamıştı. Gözümün ucunda, bir parlama gördüm ve F-15’lerin, yaklaşık dört mil önümde, kuzeyden hedefe doğru yaklaştıklarını fark ettim. F-4’le birbirimizden yaklaşık beş mil uzaklaşmıştık ama şimdi toparlanıyorduk.
Bilinmeyen uçak, üç boyutlu ortamda, deyim yerindeyse sandviç yapılmıştı. Mükemmel bir önlemeydi. Bu her kimse, çok feci sıkıştırılmıştı ve ilk önce hangimiz tarafından vurulacağı an meselesiydi.
Dişlerimi sıktım ve AIM-9 Sidewinder füzemi “uncage” yaptım. Böylece füzenin kızılötesi arayıcısı hangi hedefe kilit attıysam onu izlemeye alacaktı. Kulaklığıma gelen sese göre, füzenin arama başlığının, jetle yeryüzünü ayırt edemediği hissine kapıldım. Bu yüzden ona biraz daha yaklaşmam gerekiyordu.
İşte orada! TD kutusunda artık bir uçak görebiliyorum. Küçük bir uçak ve egsozu duman izi bırakıyor. F-4 Phantom’lar dışında hiç bir ABD uçağı egsozundan iz çıkarmaz. Ve bu bir Phantom değil. Sidewinder ile kilit atmaya uğraşıyorum ama olmuyor. Kahretsin!

Eğer bir F-15 Eagle, bu uçağı gözümün önünde vurursa kendimi asla affetmem. Herhalde bütün paramı terapiye harcarım.
Ölüm kalım mücadelesi
Birbirimizden ayrılınca birkaç bin feet alçaldım, böylece yukarı bakıp bana atış yapamaz. Alçalırken gaz kolunu da geriye çektim ki, motorum biraz soğusun ve bana atılacak kızıl ötesi füzenin vurma şansı azalsın.
Önceden önlem olarak flare atmadım çünkü bu benim yerimi belli ederdi. Zaten riskliydi. Eğer bana atış yapsaydı, benim flare atmam için iki veya üç saniye zamanım olacaktı. Savunmaya yönelik düşünce içine girmedim.
Neyse… Gazı tekrar military (gaz kolunun AB’den önceki en açık durumu) yapıp, gelen jete doğru yükselmek için lövyeyi kendime çektim. Benden yaklaşık dört mil uzaklıkta, önümde, biraz yukarıdaydı. Sidewinder’ı uncage yaptım ve kulaklığımda temiz, sabit bir kilit tonu duydum. Arayıcı başlık, gördüğü ısı kaynağını beğenmişti.
İyi bir atış açım vardı ve düşmana görsel temas sağlamıştım. Mükemmel bir durumdaydım. Onun güneşe karşı pozisyonu ve çektiğim G’ler yüzünden halâ uçağın tipini çıkaramıyordum ama kahverengi boyalıydı ve bizim kahverengi boyalı herhangi bir uçağımız yoktu. Homurdandım ve sağ baş parmağımı atış düğmesi üzerine götürdüm.
Uzun süren bir-iki saniye bekledim. Jetin egsozundan duman izi çıkmasını gözledim. Ayrıca F-15’lerin uçağı teşhis etmesini bekledim.
Dost ateşine ramak kala
“Conan 1…Tespit…Dost!… Tekrar ediyorum…Tespit…Dost” F-15 Eagle pilotunun sesinde hayal kırıklığı vardı. Kahretsin!
Baş parmağımı düğmeden çektim. Hedefin tam arkasına konumlanmış iki F-15’ten dikkatlice kaçınarak, tırmanışımı sürdürdüm. F-15’ler yanımdan geçip 1 mil arkamda kaldıklarında, inanılmaz derecede kısa kanatlı, kahverengi renkli, silindir biçimli uçakla göz göze geldim.

Beynim “Mig-21!” diye alarm verdi. “Bu allahın belası bir Mig-21” diye bağırdım ve baş parmağım tekrar atış düğmesine gitti. İlk şok edici düşüncem, F-15’lerin büyük bir yanılsama yaşadıklarıydı. Irak Hava Kuvvetleri’nin Mig-21’leri vardı ve burası tam da onlardan birinin bulunmasını bekleyeceğiniz yerdi.
Mig-21’den F-104’e
Birden uçağın kuyruğundaki kırmızı bayrağı ve üzerindeki ay-yıldızı gördüm. Türk Hava Kuvvetleri. Başparmağımı düğmeden kaldırdım.
Bu inanılmaz bir şeydi. Kahretsin. İnanılmaz…
Beynimde şimşekler çaktı ve jetin neden tanıdık geldiğini hatırladım. Bu bir Amerikan yapımı F-104 Starfighter’dı. Birini bir keresinde müzede görmüştüm. F-104 yanımdan hızla geçerken kafamı salladım. Dikkatli bir şekilde master arm şalterini güvenli konuma getirdim.

Hangi aptal, böyle bir günde, yüzlerce silahlı av pilotunun önünde, sınırda gezinirdi ki? Koltukta gerindim ve derin bir nefes aldım. Bu aptal, bir Türk pilotuydu.
Kuzeye doğru beraberce yol alırken, F-15’ler F-104’ün yanında kaldılar. Bir yandan da şaşkın AWACS ile konuşuyorlardı.
İncirlik’e Dönüş
Tekrar tanker uçakla buluştuk. Yakıtımızı aldık. Ana üssümüz İskenderun Körfezi’nden 200 mil uzaklıktaydı. Yarım saat sonra, İncirlik Hava Üssü üzerindeydik.
Normalde, bir hava üssüne belli yaklaşma prosedürleri vardır. Biz “Stack” dediğimiz iniş şeklini çok severdik. Stack, iniş paterninden 20.000 feet yükseklikte gazı kesip uzun bir süzülüş yapmaktı. Aşağıda olan biten her şeyi görürdünüz. Motorunuz soğur, kızılötesi tehditleri savuşturabilirdiniz. Ayrıca, dediğim gibi, çok eğlenceliydi.
Orca ile birlikte biz Stack’in son uçaklarıydık. Irak’tan beri bizi takip eden iki F-15 arkamızda bir yerlerdeydi. İki KC-135 tanker uçağı ise, 25.000 feet irtifadaydı. Bütün avcılar indikten sonra inişe geleceklerdi.
Orca çağrıyı yaptı ve keskin bir yatışla alçaldı. Onun “mid-stack” ikazıyla birlikte bu sefer ben yatışa geçip alçalacaktım. Maskemi çıkardım, koltuk kemerlerimi gevşettim, yüzümü sildim ve biraz rahatladım. Neden olmasın? Ne olabilirdi ki?
Hoş geldin sürprizi
Normal şartlarda, bu riskli bir düşüncedir. Bu şartlarda ise, kendinden fazla emin olmaktı. Ve aptalcaydı.
Jetlerin birbiri ardına pist başı hattına dizilmelerini izlerken, inanılmaz bir şey oldu: Üssün kuzey tarafından, beyaz bir duman yerden havalandı. Ağzım açık öylece bakakaldım.
SAM… Allah kahretsin. Telsizde ne söyleyeceğimi düşünmeye çalışırken, bir yandan telsiz düğmesine uzandım. Fakat son derece heyecan dolu bir ses beni bastırdı.
“Fü…füze…füze atışı! Hedef…Exxon 21!”
Exxon, orbitteki tankerlerin çağrı koduydu ve konuşan pilotun sesi sanki kendisine lavman yapılıyormuş gibiydi.
Füze hızlı bir şekilde yükseldi ve birden havada patladı. Etrafta ne kadar uçak varsa dört bir yana kaçışmıştı. Uzun süren bir ölüm sessizliğinden sonra, kule telsiz frekansı çılgına döndü. Herkes bir şey diyordu.
“Kule…Tarzan Üç…Üs’den bir füze fırlatıldı.”
“Neydi o allahın belası şey?”
“Üssün kuzeyinden atıldı…Patladı…”
“Yaklaşık 7.000 feet’te”.
“İki…Siz iyi misiniz?”

Sonradan öğrendiğimize göre üs’de konuşlu Patriot füze bataryası otomatik moddaymış. Bu modda, herhangi bir elektronik karıştırma tespit edilirse, karıştırmayı yapan kaynağa kitlenip atış yapıyormuş (5).
Kimse, hemen hemen hepsinde karıştırıcı pod, telsiz ve elektronik ekipman bulunan yüzlerce jetin, Patriot üzerinde böyle bir etki yaratacağını öngörmemişti. Patriot, bütün bunları görmüş ve tehdit olarak algılayarak, tespit ettiği en büyük hedefe kilit atıp, atış yapmıştı. Zavallı tanker pilotu muhtemelen altına kaçırmıştır. Onu kim suçlayabilirdi ki?
Tehlike geçiyor
En sonunda herkes sakinleşti ve telsiz konuşmaları normalleşti. İnişimi yapıp, beni pistin sonunda bekleyen Orca’yı buldum.
30 metre mesafeden ona bir bakış attım ve başparmağımı havaya kaldırdım. O da karşılık verip gülümsedi. Arka kokpitteki Silah Sistem Subayı’nın kolu kanopi dışındaydı. Başını arkaya yaslamıştı. Sanki uyuyordu. Derken başını bana doğru çevirdi ve o da başparmağını yukarı kaldırdı.
Motorlarımızı susturmuş, uçaklarımızı bakımcılara teslim etmiş ve filo binamıza dönmüştük.
Filo binamız, Soğuk Savaş yıllarında yapılmış, uzun, alçak bir binaydı. Küba Krizi’nden beri kullanılmadığı için belirgin bir kokusu vardı. İki metre kalınlıkta duvarlarıyla, nükleer bir saldırıya karşı dayanacak şekilde kuvvetlendirilmiş bir yapıya sahipti.
Görevden dönen pilotlar, yazı-çizi işlerini buradaki yüksek masa üstünde tamamlar ve sonra istihbarat kısmında de-brifing’e girerdi. Burası camları olmayan, izole edilmiş bir odaydı. Etrafta bir sürü gizli bilgi olurdu. Duvarlardaki büyük haritalara SAM’lerin yeri ve Mig’lerin üslerini gösteren son bilgiler işaretlenmişti.
Sırayla görev boyunca gördüklerimizi ve hedef üzerinde yaşadıklarımızı anlattık. Sonra boş bir brifing odası bulup, bu sefer tüm uçuşu detaylı bir şekilde masaya yatırdık. Görevi parçalara ayırıp, iyi veya kötü giden şeyler hakkında konuştuk. Daha iyi nasıl olabilirdi diye fikir yürüttük. Video kasetlerimizi izleyip, atılan her mühimmatı analiz ettik. En sonunda tüm bu çalışmayı Görev Planlama Bölümü’ne gönderdik. Onlar bu malzemeyi sonraki görevleri planlamak için kullanacaklardı.
Bu arada, bir sonraki gün, Türk Hava Kuvvetleri’nin bize karşı önleme eğitimi yapmamasını veya Patriot bataryasının bize atış yapmamasını kesinliğe kavuşturmak gerekiyordu.
Subay Gazinosu
Heyecan ve adrenalin yatıştıktan sonra açlıktan gözümün döndüğünü fark ettim. Neyse ki, Suudi Arabistan’da konuşlanmış arkadaşlarımızın aksine, bizim barı olan bir Subay Kulübü’müz vardı. İçeri girip kendime bir yer buldum. Sanki ABD’deymişim gibi hissettim.
İçerisi değişik filolardan pilotlarla doluydu. Uçuş tulumlarındaki peçlerden filoları kolayca ayırt edebiliyordunuz. O gün yaptıkları uçuşu el ve kol hareketleriyle birbirlerine anlatıyorlardı. Klasik havacı muhabbeti yani.
Kalabalık masaların birinde AWACS ekibinin olduğunu fark ettim. İçlerinde kadın personel de vardı. Mekândaki tek dişi onlardı.
Masalara göz gezdirirken, bir masa dikkatimi çekti. Son derece ciddi duruşlu, koyu tenli, düzgün saç traşlı, temiz uçuş tulumlarıyla dört pilot, gözlerini kadınlara dikmiş oturuyordu. Türkler!
Önce su içtiklerini sandım ama az sonra biri bardağına şeffaf bir sıvı dökünce bardaktaki şey beyazlaştı. Yanımdakine “Onlar ne içiyor öyle?” diye sordum. “Raki!” diye cevapladı ve barmene seslendi. Birazdan masamıza iki bardak ve içinde o şeffaf sıvı olan şişe geldi.
Bir yudum aldım. Gözlerim sulandı, oda sallandı. Ağzımdaki sıvıyı boşaltmamak için büyük bir gayret gösterdim. Arkadaşım kıs kıs gülüyordu. Yavaşça benim ekibin bulunduğu masaya doğru yöneldim ve boş bir sandalye bulup oturdum.
Bu gece mekânda ağır bir testosteron, adrenalin ve alkol vardı. Zorlu geçen bir muharebe gününden sonra bu normaldi. SAM’ler dışında, dönüşte karşılaştığımız Patriot bataryasının sürprizi zaten gergin olan sinirlerimizi iyice allak bullak etmişti.
İkinci sürpriz
Sanki gün içinde yaşadıklarımız yetmezmiş gibi, birden kırmızı ışıklar yanıp sönmeye başladı. Üssün kapalı devre ses sisteminden birisi “Tehdit…tehdit…Kırmızı alarm…Kırmızı alarm…” diye bağırıyordu.
Bunun anlamı, üsse doğru bir şey ateşlenmişti ve herkesin bir yerlere sığınması gerekiyordu. Epey alkol almış çoğu pilot bu duruma güldü ve eğlenmeye devam etti. Orada çalışan sivil personeller boş buldukları masaların altına gizlenmişti. Masa altına saklanan tek uçuş tulumlular ise bizim AWACS personeliydi.
Av pilotları hiçbir şey yokmuş gibi bara yöneldi. Türk barmen servis yapmayı reddettiği için herkes kendi başının çaresine bakmayı yeğlemişti. İçki servisini kendimiz yapacaktık.
Biraz sonra alarm sesi kesildi ve herkes kaldığı yerden devam etti. Önümüzdeki günler bizi daha zorlu görevler bekliyordu. O yüzden biraz yatışmak hiç de fena fikir değildi”.
Viper Pilot


Yukarıdaki son derece küstah satırlar, 2012’de basılan “Viper Pilot” kitabının yazarı, ABD Hava Kuvvetleri’nden emekli, Pilot Yarbay Dan Hampton’a ait. Irak’a karşı yapılan her iki savaşta da görev yapan Dan Hampton’ın 151 muharebe sortisi var. 21 adet SAM hedefi vurmuş. Dört adet Üstün Uçuş Madalyası (Distinguished Flying Cross) ve “Purple” Heart” madalyası sahibi. F-16 ile toplam 608 muharebe uçuş saati bulunuyor.
“Viper Pilot” kitabının büyük bir bölümü Irak üzerindeki “Wild Weasel” görevlerinden oluşuyor. Oldukça heyecanlı geçen bu görevleri Dan Hampton tüm detaylarıyla anlatmış. Bu açıdan, askeri havacılık meraklıları için tavsiye edilebilecek bir kitap.
Türk Hava Sahası’nda yaşananlar!
Fakat, Dan Hampton’ın Türk hava sahası içinde yaşadıklarının elle tutulur hiç bir yanı yok. Öncelikle, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki bir hava üssüne intikal eden yabancı her pilota, geldiğinin ilk günü bir tanıtım brifingi verilir. Görev yapacağı üsle ilgili bilgilerden sonra istihbarat subayları tarafından hazırlanmış, müşterek hava unsurlarına ait tüm bilgiler detaylı olarak anlatılır.
Dan Hampton’ın, İncirlik Hava Üssü’nü bir Amerikan üssü sanmasında garipsenecek bir şey yok. Bu durum ne yazık ki, birçok ABD personeli arasında yaygın olan bir kanıdır. Normal olmayan, Dan Hampton’ın Türkiye Cumhuriyeti hava sahasında uçtuğu ve bu hava sahasının Türk Hava Kuvvetleri tarafından korunduğunu bilmemesidir. Bu da pek inandırıcı değildir.
Türk Hava Kuvvetleri, 1991 Körfez Savaşı’nın başlamasıyla birlikte muharip filolarını bir plan dâhilinde Doğu’daki çeşitli üs ve meydanlara intikal ettirmişti. Bölgeye Mürted’ten F-16C filolarıyla, Eskişehir’den F-4E filosu gelmişti. Zaten Diyarbakır’da iki F-104 filosu, Malatya-Erhaç’ta ise üç adet F-4E filosu bulunuyordu (6).
Bunlara ek olarak, NATO üyesi Almanya’dan Alpha Jet, Belçika’dan Mirage 5 ve İtalya’dan F-104S uçakları Malatya ve Diyarbakır hava üslerine konuşlanmıştı (7). Yani bölgede ciddi bir uçak yığınağı vardı. Bu yüzden, herhangi bir karışıklığa sebep olmamak için, bölgede görev yapan tüm dost birlikler ciddi bir şekilde bilgilendirilmişti.
O yıllarda, Diyarbakır’da konuşlu bulunan 8nci Ana Jet Üs Komutanlığı’ndaki 181.Filo, CF-104 (Kanada Hava Kuvvetleri’nden NATO yardımı kapsamında teslim alınan), 182.Filo ise F-104G uçaklarıyla görev yapmaktaydı. Bu uçaklar SEA (South East Asia – Güney Doğu Asya) olarak adlandırılan, açık yeşil, koyu yeşil ve açık kahverengi renklerden oluşan kamuflaj paternine göre boyanmışlardı.

Dan Hampton’ın, esas görevi Türk hava sahasını korumak olan Türk Hava Kuvvetleri’nin, Irak sınırı boyunca, belirlenen bölgelerde devriye uçuşları icra etmesini yadırgaması anlaşılır gibi değildir. Bu uçuşlar F-104’ler dışında F-4E ve F-16C’ler tarafından da icra edilmiştir. Neyse ki Dan Hampton, Mig-21’e benzetip Belçika Hava Kuvvetleri’ne ait bir Mirage V peşine düşmemiştir.
Bir diğer konu, bölgede her türlü hava resmini çıkartan ve tüm uçuşları kontrol eden E-3 AWACS uçağının, anlatılan tüm bu hikâyede çok az bir rol oynamasıdır. AWACS’ın, Türk F-104’ünü fark etmemiş olması pek olası değildir.
Söz konusu F-104’ün o sırada tek başına uçması da pek mantıklı görünmemektedir. Muharip uçaklar iki ya da dört uçaktan oluşan kollar halinde görev yaparlar. Körfez Savaşı’nın başladığı böyle kritik bir günde, herhangi bir muharip uçağın, tek başına, üstelik kendini tanıtmadan uçması pek mümkün değildir. O uçağın pilotunun bilerek dost-düşman tanıtma sistemlerini kapatmış olması gerekir.
Dan Hampton’un anlattıklarının doğru olduğunu düşünürsek, ortada ciddi bir dost-düşman tespit etme zafiyeti bulunmaktadır. Türk hava sahası içinde, normal planlı görevlerini icra eden Türk Hava Kuvvetleri’ne ait uçakların, tanımlanamayan hedef olarak kategorize edilmesi başlı başına bir skandaldır.
Burada akıllara ABD’li av pilotlarının, elde ettikleri hava üstünlüğü sonrasında şımarmaları ve ellerine geçen her fırsatta uçak düşürmek için birbirleriyle yarışmaları gelmektedir. ABD’li pilotların, sık sık “trigger happy” (tetik meraklısı) olmaları bilinen bir gerçektir. Bu, Körfez Savaşı’ndan sonra defalarca yaşanmış ve bir keresinde de faciayla sonuçlanmıştır
Amerikan helikopterleri dost ateşiyle vuruluyor
14 Nisan 1994’te, Diyarbakır’dan havalanan ABD Kara Kuvvetleri’ne ait iki UH-60 Black Hawk helikopteri, Kuzey Irak’ın Erbil kentine yaklaştığı sırada, ABD Hava Kuvvetleri’ne ait iki F-15C tarafından düşürüldü.
Kapılarında ve yakıt tanklarında ABD bayrağı boyanmış iki UH-60 helikopterini, Irak’a ait Mi-24 Hind helikopteri sanan F-15 pilotları, bölgede görev yapan E-3 AWACS ile yaşanan muharebe eksikliği ve bir dizi ciddi hata sonucunda bu ölümcül olaya sebebiyet verdiler.
Olayda iki helikopterde bulunan 26 kişi öldü. Kurmay Albay Hikmet Alp, Topçu Üsteğmen Barlas Gültepe ve Üsteğmen Ceyhun Civan ne yazık ki bu olayda şehit oldular (8).

Dipnotlar:
- Wild Weasel (Vahşi Sansar): Vietnam Savaşı sırasında, ABD Hava Kuvvetleri tarafından geliştirilen, düşman hava savunma sistemlerini yok etmeyi amaçlayan görevin kod adı.
- Jettison: Uçağın ağırlığını azaltmak veya manevra kabiliyetini artırmak amacıyla kanat altlarındaki tüm harici yüklerin uçaktan atılması.
- Flare: Isı güdümlü füzeleri yanıltmak amacıyla uçaktan atılan, yüksek ısı yayan toplar.
- Master Arm: Muharip uçaklarda, silah sistemlerinin aktif hale gelmesini sağlayan küçük şalter. On-Off-Simulate gibi seçenekleri bulunur.
- İncirlik Hava Üssü’nden yanlışlıkla bir Patriot füzesinin ateşlendiği doğrudur. Ancak olay 22 Ocak 1991’de gerçekleşmiştir. Hatta yere düşen füze parçaları, o sırada sokakta oynayan 8 yaşındaki Murat Genç adlı çocuğu ağır yaralanmıştır.
- https://tolgaozbek.com/yazarlar/turk-f-4eleri-irak-hava-ussunu-vurmak-icin-emir-bekliyordu/
https://tolgaozbek.com/yazarlar/ceylanlar-birinci-korfez-savasi-icin-erzurumda/
https://tolgaozbek.com/hobi/havacilik-tarihi/diyarbakir-express-2/
https://tolgaozbek.com/hobi/dunya-havacilik-tarihi/italyan-f-104leri-malatyada/
8. https://en.wikipedia.org/wiki/1994_Black_Hawk_shootdown_incident




