Türkiye motorda gücünü mü bölüyor?

11 Mayıs 2026’da Aviation Week’te Tony Osborne imzasıyla bir haber yayınlandı, birtakım iddialarıyla savunma sanayimizin en kritik ve bir o kadar da çelişkili dosyasını uluslararası vitrine taşıdı.
Üstelik, Tony Osborne bizi uzun süredir takip eden deneyimli bir savunma havacılığı muhabiri.
Ve çok az kişi bu haberi tartıştı.
10 Ağustos’ta yayınlanan yeni haberinde TEI Teknoloji değişikliğinin de benzer iddialarına bağlı olabileceğini ifade etti.
Ve yine çok az kişi gündeme taşıdı.
Peki iddiası neydi: MSB Ar-Genin SAHA Expo’da sahneye çıkardığı Güçhan turbofan motoru ve “6 adet prototip üretildiği” beyanının, sıradan bir duyuru olmayıp TF35000 projesinin uzayan takvimine karşı askeri kanadın verdiği açık bir mesaj olduğu.
Hatta, tedarik makamı ile son kullanıcı arasında bir bilek güreşi olduğunu ve Türkiye’nin en hayati teknoloji başlığında yaşanan büyük bir sorun olduğunu iddia ediyordu.
Bu haberler bende derin bir üzüntü yaşattı.
Mesele, doğruluğu veya yanlışlığı değil, projelerimize düşürdüğü gölgedir.
Ve bence daha da büyük bir sorunumuz var.
Askeri jet motoru geliştirmek en kısıtlı, en pahalı ve en zorlu mühendislik çalışmalarından birisidir.
Yıllık savunma bütçesi trilyon $’ları bulan ABD tüm gücünü iki dev şirketle (GE ve P&W) sınırlandırmıştır.
Avrupa’da bu kabiliyet Fransa’da Safran, İngiltere’de ise Rolls-Royce etrafında konsolide etmiştir.
Sınırsız insan kaynağı ve bütçeye sahip Çin tek bir çatı altında AECC bünyesinde toplamıştır.
Yani, mevcut tablomuzda bir sorun yok mu?
Bir yanda devletin resmi KAAN motoru görevini üstlenen TEI Teknoloji,
Diğer yanda füze motorları ve küçük turbofanlarda kendi kulvarını zorlayan Kale Ar-Ge,
İhracat pazarlarında motor ambargosu riskiyle karşılaşmak istemediği için Samsun’da 300 milyon $’lık özkaynak yatırımı yaparak kendi turboprop ve turbofan hatlarını kurmaya çalışan Baykar,
Seri üretim altyapısı bulunmayan, ama Güçhan prototipini vitrine koyan MSB Ar-Ge,
Ve diğerleri.
Bu tabloyu tatlı bir rekabet veya serbest piyasa zenginliği olarak mı okumalıyız?
Yoksa kaynakların dağılması olarak mı?
Peki, sadece motor’da mı yaşanıyor?
Test altyapılarından, tek yönlü kamikaze İHA’lara; İDA’lardan YZ’ya kadar mükerrer birçok husus olduğunu değerlendiriyorum.
Farklı kurumların kendi inisiyatifleri veya ticari refleksleriyle kendi projelerini yürütmesinin, tecrübe ve bütçe dahil birçok kaynağı mükerrer yatırımlarla bölmesinden endişe duyuyorum.
İhtiyacımız daha fazla ürün müdür, yoksa şirketleri aynı anda aynı kritik teknolojik derinlikte birleştirebilmemiz midir?
Bu konuda en büyük görev SSB’ye düşüyor sanırım.
3238 sayılı Kanun ve 7 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca SSB’nin varlık nedeni, savunma sanayimizi tek elden koordine etmek, ihtiyaçları en etkin şekilde karşılamak ve mükerrer yatırımları önleyerek kısıtlı milli kaynakları tek bir stratejik hedefe yönlendirmektir.










