Hava KuvvetleriLevent BaşaraYazarlar

Yunanistan Kardak’ta büyük bir felaketin eşiğinden döndü

Bundan tam 30 yıl önce, 30-31 Ocak 1996’da, tarihe “Kardak Krizi” olarak geçen sıcak günler yaşandığında, Türkiye ve Yunanistan, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra bir kez daha savaşın eşiğine gelmişti. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son derece hızlı bir şekilde harekât hazırlıklarını tamamlaması ve Türk hükümetinin kararlılığı sayesinde, Yunanistan geri adım atmış ve kriz sona ermişti. Levent Başara yazdı…

Krizin 30ncu yıldönümünde, emekli Yunanlı pilot Dimitrios Tzoumerkiotis’in yaptığı açıklamalar büyük ilgi uyandırdı (1). TRHaber tarafından çevrilen yazıda, F-4E Phantom uçaklarıyla görev yapan 337.Filo’da Filo Komutanı olan Tzoumerkiotis’ın konuşması, “İmia çevresinde Türk fırkateynleri bulunduğu sırada, 31 Ocak sabahı erken saatlerde F-4E uçaklarıyla havalandık. Benim filom İzmir’i bombalamakla görevliydi. İzmir’deki hedefi vurmak üzere havalanmıştık” şeklinde başlıyor.

Yunan Hava Kuvvetleri İzmir’i vuracaktı

Tzoumerkiotis, açıklamalarında şunları söylüyor:

“İmia krizi Pazartesi-Salı sabahı yaşandı. Pazar akşamı 19:00’da çağrı cihazım çaldı ve filoya ulaşır ulaşmaz hepimize yeni görev verileceğini söylediler. Tüm pilotlar, uçaklarımız tam yüklü şekilde teyakkuz halindeydik.

Ertesi gün sorunsuz geçti. Öğleden sonra bizi serbest bıraktılar ancak eve gitmeye vakit bulamadan hemen geri dönmem için aradılar. Bizim filoya Salı günü şafak vakti hem Türkiye içindeki hem de İmia yakınlarındaki bazı hedeflere saldırma görevi verilmişti.

Biz İzmir’deki bazı telekomünikasyon antenlerini vuracaktık. Görev planlaması sırasında henüz Ulusal Çatışma Kuralları yayınlanmadığı için bazı anlaşmazlıklar yaşandı. Geceleyin bizi “İki Dakika Alarmı”na geçirdiler. Bu, uçakların içinde emniyet kemerlerimiz bağlı ve motorlar çalışır halde beklememiz anlamına geliyordu.

O gece hava berbattı. Yağmur yağıyordu ve 4.000-32.000 feet irtifa arasında bulutlar vardı. Bu nedenle F-16’lar ve Mirage uçakları yerine, bu tip havalarda daha iyi performans gösteren F-4 uçaklarını tercih ettik.

01:05’te ilk iki uçak havalandı. 02:30’da ise ilk uçaklar geri dönmeden ikinci grup havalandı. Bu durum savaşın başlayacağına ilişkin bizi oldukça endişelendirmişti. 03:00’dan kısa bir süre sonra da ben havalandım. 22-23.000 feet yükseklikte bulutların içinde ve çok şiddetli türbülansta uçuyorduk. Türbülansın, sizi yer yer 300-500 feet aşağıya düşürdüğünü hayal edin.

Türkiye tarafında ise tam bir sessizlik hâkimdi. Devriye gezerken İmia’nın üstünde bir helikopterin havalandığını duyduk. “Bu havada helikopter kaldırma emrini hangi aptal verdi?” diye merak ettik. A

slında kısa bir süre ordu helikopterinin kalkması emri verildiğini duymuştuk ve gayet haklı sebeplerle, hava koşullarının buna izin vermediğini söylemişlerdi.

Helikopterin Türkler tarafından vurulduğu iddiasını kabul etmiyorum. Soruşturma komitesinde yer alan ve olayı gören yakın arkadaşlarım bile helikopterde kurşun izi bulunmadığını söyledi. Ancak silahlı askerlerin bulunduğu bir kayalığın üzerinde projektörlü silahsız bir helikopter uçurma emri vermeleri yanlıştı.

Sabah 05:30’da filoya geri döndüm. Ancak hemen yeni bir kaptanın yerine geçmek üzere başka bir uçağa gitmemi istediler. Uçağa bindim ve hazırdım. Ancak bir süre sonra, iki tarafın anlaşmaya vardığı bilgisi üzerine kalkış yapma imkânım olmadı.”

Türk Hava Kuvvetleri göreve hazır

Peki, Yunanlı pilotun iddia ettiği gibi, o sırada Türkiye tarafında tam bir sessizlik mi hâkimdi? Yunan F-4 Filo Komutanı, gerçekten de ellerini kollarını sallaya sallaya gelip İzmir’deki bazı hedefleri vurabileceklerini mi sanıyordu?

Bunu, o günlerde Mürted’ten Çiğli’ye intikal etmiş bir F-16 pilotu (3) şöyle cevapladı:

Türk Hava Kuvvetleri çok kısa bir sürede reaksiyon göstermiş ve tüm hazırlıklarını tamamlamıştı. Belki de o zamana kadar ilk kez, Yunanistan’la savaşa girecektik. Deyim yerindeyse, artık bıçak kemiğe dayanmıştı.

Ben o günlerde yıllık izindeydim. Haber geldi. Derhal birliğe katılım yaptık. Filo Komutanı: “İlk etapta en az üç ay Çiğli’de kalacak kimse var mı?” diye sordu. Elimi kaldırdım.

Her gün neredeyse iki sorti hava önleme göreviyle uçuyorduk. Karşı taraftan sinek bile kalksa reaksiyon veriyorduk. Sürekli “5 dakika hazırlık” durumunda bekliyorduk. Yani, kalk emri geldiğinde 5 dakika içinde havalanmış olacak şekilde. Geceleri ise nispeten sakin geçiyordu.

Kurt Filo’nun (141.Filo) dört uçağı bile Yunanlılara yetmişti. Onları sürekli önlüyorduk.

Bir sabah, uçağımı hazırlayıp BHM’ye (2) bildirmiştim. Bir kaç saat sonra kalk emri verildi ve 5 dakikalık hazırlık konumundaki uçaklarımıza koştuk. Hızlı navigasyon hizalama işlemini başlattım ama ne çare! Hizalama tutmadı, öyle kalktım.

Uçuş yaklaşık 1 saat 30 dakika sürdü. Radar kontrolünde iki önleme/teşhis yaptım. Dönüşte HUD bilgilerine baktık, navigasyon yoktu. Bölgeyi avcumuzun içi gibi bildiğimiz için hiç sorun olmamıştı. Maneviyatımız çok güçlüydü.”

Eskişehir 1nci THKK Devreye Giriyor

Ege üzerinde gerçekleşmesi muhtemel, dünya askeri havacılık tarihindeki en büyük hava muharebelerinden birini yönetecek olan (E) Hv. Plt. Korg. Erdoğan Öznal, “Hava Kuvvetlerinde 40 Yıl” adlı kitabında Kardak krizinde yaşananları şöyle anlatıyor:

“Kardak krizi çok çabuk gelişti. Aslında Ege’de bu tür sorunlar, hatta bundan daha da küçük çaplı sorunlar çok çabuk büyüyerek Türk-Yunan sorunu haline dönüşür. Türk Yunan sorunlarının karakterinde, çok çabuk tırmanma ve olayın derhal ulusal ve uluslararası boyutlara taşınma özelliği vardır.

Kriz patladığında, hiç arzu edilmeyen bir Türk-Yunan harbinin hava bölümünün icrasının 1nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı’nın (THKK) sorumluluğunda olması nedeniyle hazırlıklarımızı çok çabuk tamamladık. Aslında 1nci THKK her yönüyle ve her zaman bu tür krizlere hazırdı. Zira krize gelene kadar olan safhada plan tatbikatlarımızı bitirmiş, bir iki lojistik seminer yapmış ve her türlü hazırlıklarımızı tamamlamış durumdaydık.

Bu bakımdan rahattım, çok sakindim, kendimden emin ve ne yapacağını bilen bir insanın özgüven duyguları içinde ekibimle beraber Harekât Merkezi’ne (CAOC) geçtim.

Emekli Hava Pilot Korgeneral Erdoğan Öznal

“Bu bayrak inecek, bu asker gidecek”

Hükümetimiz Yunan askerlerinin Kardak Adası’na çıkıp bayrak dikmesine karşılık olarak, “Bu bayrak inecek, bu asker gidecek” şeklinde, bana göre çok güzel bir politik-askeri tutum almıştı. Hepimizin bildiği gelişmeler sonucu Türk SAT komandoları Kardak’ın yanındaki diğer adaya çıkmış ve bunun sonunda hem o bayrak inmiş, hem de o asker oradan gitmişti.

Krizin en yoğun olduğu tarihte, Türk Hava Kuvvetleri son derece dinamik ve hareketli bir gün ve gece geçirdi. 2nci THKK ve Hava Eğitim Komutanlığı’na bağlı filolar Batı’daki meydanlara intikal ederek benim harekât kontrolüme girdi.

Gece 02:00-03:00’de ulaştırma uçaklarımızın karınca gibi o meydandan o meydana gidip gelmeleri, inip kalkmaları gerçekten etkileyici bir durumdu.

1nci THKK semalarında, Batı meydanlarına malzeme ve mühimmat taşıyan C-130E ve C-160D uçaklarıyla adeta bir şenlik vardı. Kırk yıldır işin içinde olan bir insan olarak ben bile etkilendim bu durumdan. Bu hava resmini Yunanistan’ın görmemesi ve duymaması mümkün değildi.

Dönemin yoğun kullanılan askeri nakliye uçaklarından biri de C-160’tı.
C-130 ve C-160’lar hızla personel ve malzemeyi bölgeye ulaştırdı. Nakliye uçaklarının hareketliliği Yunanlılar tarafından dikkatle takip ediliyordu.

Yunanistan gece saat 03:30’da Tanagra’dan iki Mirage 2000 uçağına scramble (4) verdi. Aradan 15 dakika sonra da iki F-16 uçağına scramble verdi. Bunları ben de görüyor ve izliyordum. Ancak buna kesin bir anlam verememiştim.

Sonradan yaptığım değerlendirmede ve şimdiki değerlendirmem de odur ki, Yunanistan bizim LANTIRN (5) birliğimizden çok korkuyordu. Her an bir sürprizle karşılaşmaktan çok çekiniyordu.

Türk Hava Kuvvetleri’nin envanterien girmeye başlayan LANTIRN sistemi iki pod sisteminden oluşuyor. Fotoğraf: Levent BAŞARA
LANTIRN için iki pod sistemi var. Bunlar, navigasyon (seyrüsefer) podu ve hedefleme podu. Fotoğraf: Levent BAŞARA

Bir de havada kelebekler gibi uçuşan ulaştırma uçaklarımızı görünce, Türkiye’nin çok büyük bir ihtimalle o gece veya sabaha karşı kendisini vurabileceğini değerlendirdi ve bunun sonunda direnmekten vazgeçti.

Eğer adadaki o Yunan bayrağı indi ve asker de gittiyse, bunda diğer askeri gelişmelerle beraber Türk Hava Kuvvetleri ve 1nci THKK’nın, kamuoyu tarafından görülmeyen, tabiatı icabı da görülmesi mümkün olmayan etkin faaliyetlerinin önemli bir rolü olmuştur.

Yunanistan’ın caydırılması

Bu çok ciddi kriz gününde Türk Hava Kuvvetleri çok yüksek performans göstermiş ve Yunanistan’ın caydırılmasında tarihi bir rol oynamıştır. Yaşadığımız coğrafyada, nerede çıkarsa çıksın, bundan sonraki krizlerde hava kuvvetlerimizin aynı doktrin çerçevesinde kullanılmasının büyük yararları olduğunu bir kez daha tekrarlamak isterim. Önemli olan harp etmek değil, düşmanı caydırmaktır, vazgeçirmektir. Bunu da en güzel yapabilecek güç, eğitilmiş, vasıflı ve inançlı bir hava kuvvetidir.

Kardak krizinden sonra siyasi ve askeri gerginlik devam ediyordu. Bilhassa Yunanlılar çok tahrik edici davranıyorlardı. Bir gün, bir grup Yunanlı gazetecinin tekrar Kardak Adası’na bayrak dikecekleri, tahrik ve taciz edici hareketlerde bulunacakları haberi geldi.

Türk F-16 uçakları göz açtırmıyor

İleri meydanlardaki tedbirlerimi biraz artırdım. Gün geldi çattı ve biz sabahın erken saatlerinden itibaren scramble görevlerine başladık. Bir ben kaldırıyorum, bir Yunanlılar kaldırıyordu. Angajmanlar bitince yakıtı azalan kol geri dönüyor, yakıtı olan kol (Tük veya Yunan) göklerin hâkimi gibi Ege’de dolaşıyordu.

Öğle yemeğine gitmedim. Ekran başında tüm faaliyetleri izliyor ve talimat veriyordum. Akşamüzeri olmuştu. Başta ben olmak üzere tüm sistem yorulmuştu, ancak pes etmek yoktu. Ege’yi en son terk eden ben olacaktım. Zannediyorum, Yunanlı da aynı şeyi düşünüyordu. Ben nasıl ekran başından faaliyetleri yönetiyorsam, çok büyük bir ihtimal, Yunan Taktik Hava Kuvveti Komutanı Korgeneral de kendi kollarının faaliyetlerini yönetiyordu. Birbirimizi şüphesiz görmüyorduk, fakat o benim, ben de onun ekran başında olduğunu kesinlikle hissediyorduk.

Yavaş yavaş akşam karanlığı çökmekteydi. Zaten eski hızımız da kesilmişti ve sanki birbirimize “Yeter artık, bu işi burada bırakalım” der gibi bir halimiz vardı. Ancak her iki taraf da kuyruğu dik tutuyordu. Bana göre, işin galiba mağlubu olmadan faaliyetlerimize karşılıklı olarak son verdik.

O gün sabahtan akşama kadar tam 24 hakiki scramble ve 43 önleme yaptık. Bir o kadar da onlar yaptı. Tatbikatlar hariç bu o zamana kadar 1nci THKK’nın ve CAOC’un bir günde yaptığı en fazla scramble ve hakiki önlemeydi. Bir rekor kırılmıştı. Bu rekor CAOC’ta bir tabloya asılarak teşhir edilmeye başlandı”.

Yunan Hava Kuvvetleri bu filodan çok korkuyordu: 161. Filo

(E) Korg. Erdoğan Öznal’ın kitabında bahsettiği, Yunanlıların çok korktuğu LANTIRN birliği, 161.Filo’da görev yapan (E) Hv. Plt. Alb. Özkan Dalgıç ise, “Pilot Olmak: Bir Savaş Pilotunun Anıları” adlı kitabında o günleri şöyle anlatıyor:

(E) Hv. Plt. Alb. Özkan Dalgıç ise, “Pilot Olmak: Bir Savaş Pilotunun Anıları” adlı kitabında o günleri şöyle anlatıyor…

“İzmir’de yıllık iznimin ilk günlerini geçiriyordum. Bir akşam televizyonda haber spikerinin Kardak kayalıklarına çıkan Yunan askerlerinden bahsettiğini duydum. Muhtemelen kısa bir süre sonra beni izinden geri çağırılar diye düşündüm.

Ertesi gün filodan beni aramalarını bekledim ama öğleye kadar kimseden ses çıkmadı. Öğleden sonra filoyu ben aradım. Filo Eğitim Subayı, bir an önce iznimi iptal edip filoya dönmemi istedi. Birlik dışında bulunan herkesi aramaya başlamışlardı.

Bandırma için yola çıkış

Hemen eve dönüp aileme haber verdim ve eşyalarımı toplayıp ilk otobüsle Bandırma için yola koyuldum. Kafamda ilerleyen günlerde neler olabileceğine dair bir sürü ihtimal geçiyordu. Hiç beklenmedik bir anda kriz tırmanmış ve savaş olasılığı belirmişti. Yöneticilerin açıklamalarındaki tonlamalar çok sertti.

Akşam 22:00 civarında Bandırma’ya vardım. Şehre giden yol, hava üssünün yanından geçiyordu. Arka arkaya inen nakliye uçaklarını fark ettim. Muhtemelen diğer bölgelerden silah, teçhizat ve mühimmat taşıyorlardı.

Otobüsten iner inmez tekrar filoyu aradım. Harekât Subayımız üsse gelmemi istemedi. “Evine git ve dinlen, sabah erkenden çağırabiliriz” dedi. Hemen eve gittim ve uyumaya çalıştım. Fakat evim üsse yakın olduğu için, inen ve kalkan nakliye uçaklarının sesi gecenin sessizliğini bölüyordu.

Bir süre sonra uykuya dalmışım. Sabaha karşı 04:00’da ev telefonum çaldı. Hemen kalkıp telefonu açtım. Karşımda kıdemli liderlerimizden biri vardı. “Hemen filoya gel” dedi. Yatmadan önce sakal tıraşı olmuştum. Uçuş tulumumu ve montumu giyip arabamla üsse doğru yola koyuldum. Nakliye uçakları halâ uçuşlarına devam ediyorlardı.

Bandırma 6. Ana Jet Üs Komutanlığı’na ait F-16D uçağı. LANTIRN Podlarına dikkat… Uçağın hava alığının hemen altında yer alıyor. Fotoğraf: Levent BAŞARA

Filoya vardığımda birçok pilotun geldiğini ve filonun harekât odasında görev hazırlığı yapıldığını gördüm. Kısa bir süre sonra brifing odasında toplanmamız söylendi. Filo Komutanı brifing salonuna gelir gelmez hemen kürsüye çıktı. Türk Silahlı Kuvvetleri alarm durumuna geçmiş ve birliklerin en üst düzeyde hazırlık durumuna geçmesi emredilmişti. Savaş öncesi son hazırlık durumuna geçecek, harekât görevlerimizi uygulamak için son emri bekleyecektik. Sesi heyecanlıydı, bizleri öven ve yüreklendiren sözler söyledi.     

Olayların bu kadar hızlı gelişmesinden hepimiz şaşkındık ama hepimiz de göreve, yani savaşmaya hazırdık. Her kol kendi hedefi için ayrı ayrı brifinglerini yapmaya başladı. Biz dört uçak havalanacaktık. Yanlış hatırlamıyorsam uçaklarımızda Mk.84 bombaları yüklüydü. Filonun diğer uçaklarındaysa GBU-12 ve AGM-65 Maverick yüklüydü.

O yıllarda henüz 40-50 uçaktan oluşan taarruz paketleri planlanmıyordu. SEAD, fighter sweep, escort gibi değişik görevleri olan uçaklardan oluşan taarruz paketi uygulaması, Körfez Savaşı’ndan çok sonra NATO planlamaları arasına alındı. Hatta ilk başlarda alçak irtifadan icra edilen bu görevler, SAM tehdidinin artması nedeniyle yüksek irtifadan yapılacak şekilde geliştirildi. Tabi bütün bunlar yeni akıllı mühimmatların ortaya çıkmasıyla birlikte oldu.

Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk LANTIRN Filosu’nun açılışı, dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Halis Burhan tarafından gerçekleştirilmişti. Fotoğraf: Levent BAŞARA

Bizim filomuzda bulunan 20 F-16’nın da farklı hedefleri (hava savunma ve radar mevzileri, meydan, askeri liman vs.). Dörder uçaktan oluşan kollar halinde herkes hedef dosyasındaki yeri gidip vuracaktı.

“Göreve hazırız”

Barış zamanında, hedeflerimizle ilgili gerekli hazırlıkları zaten yapmıştık. Göreve hazırdık. Sonra girdiğimiz lider brifinginde günlük değişkenleri konuştuk. Yılların getirdiği alışkanlıklar sakinliğimizi korumamıza yardım ediyordu.

Aynı üsde görev yapan diğer filo, 162.Filo ise hava devriyesi, himaye ve av-önleme görevlerini icra edecekti. Onların da hazırlıklarını tamamlayıp, brifinglerini yaptıklarını ve bizim gibi kalk emri beklediklerini tahmin ediyorum.

AGM-65 Maverick hava-yer füzesi yüklü F-16 uçağımız Fotoğraf: Levent BAŞARA

Bizim filomuz Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk LANTIRN filosuydu (6). Hatta Türkiye, ABD Hava Kuvvetleri’nden sonra bu sistemi envanterine katan ilk hava kuvvetleriydi. Türk Hava Kuvvetleri, geceleyin, her hava şartında, alçak irtifada, akıllı mühimmat kullanarak bir hedefi vurma kabiliyetine erişmişti. Dolayısıyla Yunanlılar bundan büyük bir rahatsızlık duyuyordu. Zaten bir süre sonra onlar da bir filolarını LANTIRN ile teçhiz ettiler.

Gün ışımadan tüm brifingler bitmişti. Uçuş teçhizatlarımızı kuşanıp, kask torbalarımız yanımızda filoda beklemeye başladık. Uçak başı yapmadık. Beklerken, hemen kalk emri verilme ihtimaline karşı bir şeyler yiyip karnımızı doyurduk. Çünkü bu bekleyişin ne kadar süreceğini bilmiyorduk. Bir yandan da kulağımız ve gözümüz televizyonda verilen haberlerdeydi.

Türk hükümeti Kardak’tan askerlerin çekilmesini ve Yunan bayrağının indirilmesini istiyor, bunun olmaması durumunda egemenlik haklarını korumak için yapılması gerekeni yapmaktan çekinmeyeceğini kararlı bir biçimde ifade ediyordu. İçimden, “Bu kez savaşa gidiyoruz” diye düşündüm.

Bizimle beraber farklı meydanlardan onlarca uçak kalkış yapacaktı. O gün Ege’de çok büyük bir hava muharebesi yaşanacağı kesindi. Onlar bizi önlemeye çalışacak, biz de hedeflerimize ulaşıp görevimizi yerine getirmeye çalışacaktık. Her iki tarafta da ciddi sayıda uçak kaybı yaşanacaktı. Bu kaçınılmazdı.

Lazer Güdümlü Bombalar, hassas hedeflere karşı kullanılıyor. Fotoğrafta, Türk Hava Kuvvetleri’ne ait F-16 uçağına yüklü GBU-10 bombası. Bu bombalar, GBU-12’nin ilk nesli. Fotoğraf: Levent BAŞARA

Barış zamanı yapılan planlamalarda, harp oyunlarında bu açıkça görülüyordu. Sonuçta Yunan Hava Kuvvetleri de belli bir seviyedeydi. Fakat o gün için Türk tarafında müthiş bir kararlılık vardı. Karşılıklı kayıplar göze alınmıştı. Kaçınılmaz olan ilk kez gerçekleşecekti.

Sabahın ilk ışıklarıyla etraf aydınlanmaya başladığında halâ kalk emri gelmemişti. Beklemek sinir bozucu bir şeydi. Herkes ne olacaksa bir an önce olsun istiyordu. Derken televizyon kanallarında haberlerin seyri değişmeye başladı. Türk SAT komandolarının Kardak kayalıklarının karşısındaki kayalıklara çıkış görüntüleri ekrandaydı.

SAT’lar Kardak’ta

Türk hükümeti, kararlılığının göstergesi olarak SAT komandolarını karşı adaya çıkardığını, Yunanistan’ın mevcut tutumunda devam etmesi durumunda harekât yapmaktan kaçınmayacağını açık bir dille ifade etmiş oldu. Sonrasında uluslararası kuruluşların arabuluculuk girişimleriyle Yunanistan, Kardak kayalıklarından askerini çekeceğini ve bayrağını indireceğini beyan edince savaşın kıyısından dönüldü ve kriz yumuşamaya başladı.

Türkiye’nin son birkaç gündür Batı meydanlarına yaptığı yığınak dikkatlerden kaçmamış ve kararlılığı inandırıcı olmuştu. Doğrudan savaşı başlatmak yerine, son uyarı olarak SAT komandolarını karşı adaya çıkarmak, diplomasinin askeri seçeneklerle desteklenmesinin ve barışa son bir şans verilmesinin akıllı bir yolu olmuştu.

Meslek hayatımda ilk kez savaşın soğuk nefesini hissetmiştim. O gece geçirdiğim birkaç saat, yaşamın ne kadar değişken olabileceğine çok güzel bir örnek ve meslek yaşamım için değerli bir tecrübe olmuştu.”

Düşen Yunan Helikopteri

Yunanlı pilotun yaptığı önemli açıklamalardan bir tanesi de Kardak krizi sırasında denize düşen Yunan Deniz Kuvvetleri’ne bağlı AB-212 ASW hakkında. Yunanlılar yıllardır bu helikopterin Türkler tarafından düşürüldüğünü iddia ediyor, özellikle sosyal medyada bununla ilgili ipe sapa gelmez iddialarda bulunuyorlardı. Bu olayın yıllardır yazıp çizdikleri gibi olmadığının ortaya çıkması da sevindirici bir gelişmedir.

  1. Emekli Yunanlı pilot, Dimitrios Tzoumerkiotis’in Atina merkezli NewsBomb’a yaptığı açıklamalar TRHaber tarafından yayımlandı. Açıklamanın tam metnine ulaşılamadığı için, Türkçe tercümenin ne kadar doğru olduğu hakkında soru işaretleri mevcuttur.
  2. Eskişehir 1nci Taktik Hava Kuvveti Komutanlığı’nda bulunan Birleşik Hava Harekât Merkezi (CAOC-Combined Air Operations Center).
  3. Halen bir havayolunda kaptan olarak aktif uçuculuğunu sürdürdüğü için adı verilmemiştir.
  4. Scramble: Acil kalkış emri.
  5. LANTIRN (Low Altitude Navigation and Targeting InfraRed for Night): Gece Alçak İrtifa Seyrüsefer ve Hedefleme Kızılötesi sistemi.
  6. Türk Hava Kuvvetleri’ne gece harekât kabiliyeti kazandıracak LANTIRN sisteminin ilk olarak 161.Filo’da kurulması çalışması 1993’te başladı. 161.Filo, 1 Temmuz 1994’te LANTIRN sistemi ile harbe hazırlığını tamamlayarak, gece çok alçak irtifadan uçarak hedeflerini bulan ve tahrip eden ilk Türk filosu oldu. Daha sonra 1 Temmuz 1999’da 162.Filo hava savunma rolünden LANTIRN rolüne döndürüldü. O yıl içinde LANTIRN harbe hazırlık sürecini tamamlayan Filo, 2000’de tekrar hava savunma rolüne çevrildi ve envanterinde bulunan tüm LANTIRN sistemleri 181.Filo’ya aktarıldı.

     

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu