Hangarda çürüyen miras: Kanatları kırılan bir söndürme uçağı efsanesinin hikayesi…

Uğur KAKASCI
Bugün Türkiye’nin birçok noktasında ormanlar yine yanıyor.
Alevler yalnızca ağaçları değil, hepimizi kül ediyor.
Her büyük yangında aynı soruları soruyorum:
THK’nın yangın söndürme uçaklarına ne oldu?
Ayağa kaldırılmış THK CL-215’ler 2026 yangın sezonunda aktif olarak görev yapıyor mu?
Bu sorular aslında birkaç uçağın hikâyesi değil; bir ülkenin, gökyüzüyle kurduğu ilişkinin hikâyesidir.
THK’nın o sarı-kırmızı CL-215 amfibik uçakları yıllarca bu toprakların sessiz kahramanları, en zorlu nöbetçileriydi.
Denizden, gölden ya da bir baraj göletinden saniyeler içinde binlerce litre suyu gövdesine çeken, dumanlı vadilerin arasına tereddütsüz dalan, alevlerin göbeğine su bırakan o uçaklar bence birer makineden fazlasıydı.
Sahada dumandan boğulan yangın işçisinin başını göğe kaldırdığında gördüğü umudun ta kendisiydi…Ve bu ifade bana ait değildir, OGM ile çalışırken kendilerinden bizzat duyduğum bir hayat dersidir.
Bizde ise o uçakların bakımları aksadı, motorları sustu, sertifikaları bitti, borçları büyüdü. Uçaklar hangarlarda beklemeye başladı.
Oysa uçaklar beklemek için yapılmaz.
Dünyada bu hikâye böyle bitmedi halbuki.
Kanada’dan İspanya’ya, Yunanistan’dan Amerika’ya kadar dünya havacılığı, bu özel amfibi gövdelerin ne kadar nadide olduğunu bildi.
Yıllar içinde pistonlu P&W motorları söküldü; yerlerine güçlü, güvenilir PW123AF turbo-prop motorlar takıldı.
Kanat uçlarına winglet’ler, kokpitlerine sayısal ekranlar entegre edildi.

CL-215’ler; CL-215T ve CL-415EAF standartlarıyla yeniden doğdu, en az 30 yıl daha ormanları korumak üzere kanatlandı.
Bizde de böyle olmalıydı.
İhale şartnamelerindeki birkaç bin litrelik kapasite tartışmalarına, bürokratik labirentlere, biriken borçların gölgesine ve en sonunda icra satış dosyalarına kurban edilmemeliydi.
Muhammen bedellerle UYAP ekranlarında alıcı bekleyen, tek bir teklifin dahi verilmediği birer “hukuki uyuşmazlık konusu” haline gelmemeliydiler.
Ormanlarımız yanarken, yangın söndürmek için tasarlanmış gövdeler Etimesgut’ta yavaş bir ölüme terk edilmemeliydi.
Gerçi ben şuna inanırım: bir uçak yerde durdukça yaşlanmaz, sadece unutulur.
Ve, uçaklar oturmayı sevmez.
Gerçekten de uçaklar uçarak sağlıklı kalır; sistemleri çalışır, takip edilir, eksikler görülür, bakım kültürü canlı kalır.
O nedenle, icra ve satış cenderesinde atıl bekleyen uçakların, icra satış portallarından çıkarılarak “Milli Servet / Stratejik Varlık” statüsüne alınmasının ve bir devlet kurumuna devredilmesinin gerekli olduğunu değerlendiriyorum.
TUSAŞ ve TEİ yetkinlikleri kullanılarak (gerektiğinde Viking Air/De Havilland ile lisans/teknik iş birliği yapılarak) modernizasyonları gerçekleştirilmelidir.
Çünkü bazı uçaklar sadece bir uçak değildir,
Bir milletin hafızasıdır…









