Eurofighter Typhoon ve kaynak kodu efsanesi

Yunan basınının Rafale, F-16V ve nihayet Aşil Kalkanı alımlarında “Fransa, ABD ve İsrail bize kaynak kodlarını verdi” yaygarasını koparmasının ardından, aynı söylemin bugün bizim medyada Eurofighter için tekrarlanması doğrusu oldukça ironik.
Alttaki manşet sadece bir örnek.
İddia benzer: “Uçağın kaynak kodları Türkiye’nin elinde olacak, istediğimiz gibi müdahale edeceğiz, milli füzeleri ateşleyebileceğiz”
Kulağa çok hoş gelse de, medyamızda, Ara Katman erişimi ile Kaynak Kodu kavramları birbirine karıştırılıyor.

Öncelikle, havacılık devleri neden kimseye kaynak kodu vermez?
Bunun temel sebebi Fikri Mülkiyet ve harekat üstünlüğü hususlarıdır.
Modern bir muharip uçağın görev bilgisayarı, basit bir silah tetikleyicisi değildir.
Bir muharip uçağın görev bilgisayarı, yalnızca içine kod atılan bir kutu hiç değildir.
Radar, EH, silah sistemleri, sensörler, veri bağı, kokpit v.b. ile konuşan karmaşık bir bilgi işlem mimarisinin merkezidir.
O nedenle, kimse kaynak kodunu masaya koymaz!
Eurofighter’ın yaklaşımı
Ayrıca, Eurofighter programının yaklaşımı da burada önemli.
Eurofighter dahil birçok firma kullanıcı ülkelerin görev verisi egemenliğini sağlar.
Ülkeler kendi tehdit kütüphanelerini, EH verilerini, görev verilerini v.b. oluşturup yönetebilir.
Peki ya milli mühimmatlar?
Eurofighter’ın gelecek yazılım mimarisinde daha da ilginç bir yaklaşım var: uygulama tabanlı programlama.
Yani kullanıcı ülkenin belirli ulusal ihtiyaçlar için uygulamalar geliştirebilmesi ve bunları uçağın görev mimarisi içerisinde kullanabilmesi hedefleniyor.
İşte milli mühimmat entegrasyonu açısından asıl önemli nokta bu.
Yani, Türkiyenin uçağın bütün yazılımını ele geçirmesi gerekmiyor.
Uçak ile mühimmat arasındaki arayüzleri, veri alışverişini, mühimmat parametrelerini v.b. tanımlamanızı sağlaması yeterli.
Bunlar tanımlı ve değiştirebildiğimiz bir yazılım/arayüz katmanı üzerinden yapılabiliyorsa, milli füze entegrasyonu mümkün hale gelir.
Bu yaklaşım küresel endüstri standardıdır.
Bu nedenle F-35 örneği de öğretici.
F-35 programında da ABD, müttefiklerine görev bilgisayarının kaynak kodunu vermez; bunun yerine mühimmat entegrasyonu için Universal Armament Interface (UAI) benzeri bir mimari sunuyor.
Aslında modern muharip uçağı programlarının önemli bir bölümü tam olarak bu yönde ilerliyor.
O nedenle, “Kaynak Kodları tamamen Türkiye’nin elinde olacak” ile “Türkiye, görev bilgisayarındaki belirli yazılım katmanlarına ve ara yüzlere müdahale edebilecek” farklı şeylerdir.
Aradaki fark, manşette birkaç kelime olabilir.
Ama mühendislik ve endüstriyel gerçekler açısından aradaki fark bir uçurumdur.
Bu yüzden asıl konu “kaynak kodu verildi mi?” değildir.
Görev bilgisayarının hangi bölümü açık? Hangi yazılım ara yüzleri bırakılıyor?
Milli mühimmat entegrasyonu için hangi geliştirme yetkileri veriliyor?
Ve, bütün bunları yapmak için yine üreticinin onayına ihtiyaç var mı?
Kısacası, konuları popülist bir efsaneye çevirmeye gerek yoktur.










