Uğur KakasciYazarlar

Emniyet tanımını kim yapar?

Havacılık dışarıdan bakıldığında sıfır hata toleranslı, katı kurallarla yönetilen bir “sistem” gibi görünür.

Ancak perde arkasında üç dev güç sürekli bir denge ve çatışma halindedir: Otorite, Üretici ve Kullanıcı.

Katar Hava Yollarının A350 krizine ilişkin raporları tekrar okuyunca birden anılarım canlandı.

Otorite şapkasıyla görev aldığım bir projede ‘uygun’ gördüğümüz bir teknik kusuru Kullanıcı’nın ‘güvensiz’ bulduğuna tanıklık ettim.

Tedarik Makamı şapkasıyla yer aldığım bir projede ise Otorite’nin aksine, yaşanan bir fiziksel olayı/hasarı doğrudan ’emniyet riski’ olarak değerlendirdiğimiz bir durum da oldu.

Peki, A350 Krizi neydi?

A350’nin karbon fiber takviyeli polimer (CFRP) gövdesi, geleneksel alüminyum gövdeler gibi elektriği iyi iletmediği için yıldırım çarpması anında akımı yüzeyde dağıtamaz.

Bu nedenle, üzerine entegre edilen bakır ağ, uçağın dış yüzeyinde bir Faraday kafesi oluşturur.

Ancak, A350 uçaklarının bakır ağı ile boya katmanları arasındaki ısıl genleşme uyumsuzluğundan kaynaklanan soyulma ve çatlamalar yaşanıyordu.

Airbus, yapısal bir sorun yaratmadığını, “kozmetik” bir hata olarak görülmesi gerektiğini ve uçağın uçuşa elverişli olduğunu savundu.

Sonuçta, bir uçak üreticisi için milyarlarca $’lık yatırımın ardından “tasarım hatası” kelimesini telaffuz etmek ticari bir intihardır.

EASA da Airbus ile hemfikir oldu ve yüzey bozulması nedeniyle zorunlu bir uçuşa elverişlilik direktifi yayımlamadı.

Avrupalı Otorite için de kendi onayladığı bir uçağı yere indirmek, küresel havacılık sistemini kilitlemek ve devasa bir ekonomik zincirleme reaksiyon başlatmak demekti.

EASA “yapısal yük taşıma” tanımına sığınarak olayı geçiştirdi.

Katar Havayolları ise meselenin yalnızca boya olmadığını, kök neden açıklanmadan ve kalıcı çözüm gösterilmeden uçakları kabul etmenin doğru olmayacağını düşündü; durumu “imaj zedelenmesi” olarak gördü.

Koruyucu katmanın bozulması; zamanla korozyonun artmasına ve yıldırım çarpması anında hasarın büyümesine zemin hazırlıyordu.

Katar yeni siparişleri askıya aldı, uçakları yere indirdi.

Aslında ilk sorun yaşayan Katar da değildi.

Diğer havayolları (örneğin Lufthansa) uçakları yere indirip zarar etmek yerine, planlı bakım periyotlarında onarımlarını yaptırmayı tercih etti.

Sonuç?

Mahkemeye gidildi.

İngiliz Yargıç Katarlıları kısmen haklı bile bulmuştu ki…Uzlaşıldı.

Airbus tasarımını Delikli Bakır Folyo (PCF) ile güncelleyerek hatasını gizlice düzeltti.

Katar Havayolları bozulan imajını tamir edip filosunu yeniledi.

EASA ise “uçuş emniyeti ihlal edilmedi” diyerek karizmasını çizdirmedi.

Kısacası, A350 krizi havacılıkta teknik bir kriz patlak verdiğinde gerçeklerin tek başına belirleyici olmadığını göstermesi açısından bence kıymetli.

Nihai kararları; tarafların güç dengeleri, ticari kaygıları, idari sorumluluktan kaçışları ve daha fazlası şekillendirir.

Çünkü, herkes aynı uçağa bakıyor, ama aynı şeyi görmüyor!

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu